Showing posts with label erkek. Show all posts
Showing posts with label erkek. Show all posts

20111113

* Erkeklerden 'imdat' var! - Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU


Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU

14 Kasım 2011

Erkeklerden 'imdat' var!

Özellikle orta yaşlı şehir erkekleri arasında ciddi bir “heves kaybı” var... Bunların çoğu aynı zamanda “hormon eksikliği” yaşayan erkekler. Onların sadece depresyonlarını tedavi etmeye çalışmak, soruna yalnızca antidepresanlarla çözüm aramak da kâfi gelmiyor...

RUHSAL problemlerini bedensel sorunlar zannedip çözümü yanlış yerde arayan erkeklerin bu yazıyı dikkatle okumalarını tavsiye ediyorum.
Bilhassa “yorgunluk, bitkinlik, uykusuzluk, unutkanlık, giderek büyüyen bir göbek ve genişleyen bel çevresi, kas ve eklem ağrıları, baş dönmeleri, kulak çınlamaları, ani ve sebepsiz –sık-  öfkelenmeler, unutkanlık, dalgınlık ve odaklanma güçlüğü” gibi sorunları olanların yazıyı daha da ciddiye almalarını öneriyorum. Ayrıca yazının başlığı da sizi şaşırtmasın! Yazıyı yazmadan, özellikle de yazının başlığına karar vermeden önce çok sayıda meslektaşımla (mesela Psikiyatri uzmanı Dr. Adnan Çoban ile) konuştum; onlar da aynı fikirdeler:
 
Elli yaş virajı önemliErkekler “İmdat!” diyor! Özellikle orta yaşlı şehir erkekleri arasında ciddi bir “heves kaybı” var; depresyon -gönül yorgunluğu/heves kaybı- yalnız menopozla boğuşan kadınları değil orta yaş erkeklerini de kasıp kavuruyor. Bunların da çoğu “hormon eksikliği” de yaşayan erkekler. Onların sadece depresyonlarını tedavi etmeye çalışmak, soruna yalnızca antidepresanlarla çözüm aramak da kâfi gelmiyor. Hormon eksiklikleri varsa onun da üzerinde durmak lazım. Hormonal eksilmeye bağlı erkek depresyonunu en çok da elli yaş virajını yeni dönmeye hazırlanan erkekler yaşıyor. Sorun kırklı yaşların ortalarında filizleniyor, altmışlarda pik yapıyor. Şehirli, entelektüel, eğitimli erkekler arasında daha yaygın. En sık görüldüğü meslek grupları, “iş adamları, profesyonel yöneticiler, üst düzey bürokratlar ve siyasetçiler!” Ekonomik gelgitler ve siyasi kriz dönemlerinde soruna yakalananların sayısı artıyor.
 
Beden+ruh+testesteron Ellinci yaş gününü keyifle kutlamaya hazırlanan erkekleri bekleyen pek çok sorun var. Elli yaş, çok sayıda bedensel ve ruhsal problemin başlangıç noktası gibi de düşünülebilir. Bedensel pek çok problem, (şeker hastalığı, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, kilo artışı, hormon eksilmesi) bu yaşlarda boy göstermeye başlıyor. Ellili yaşlar “iç sorgulamalar”ın da yoğunlaştığı bir evre. Kısacası beden ve ruh ilk elli yılın yorgunluğunu ilk kez bu yaşlarda hissetmeye başlıyor. Belirtiler bazı erkeklerde çok daha belirginleşiyor ve özellikle ruhsal sorunlar ön planda oluyor.  Problemi en çok da testosteron azalması körüklüyor. Körüklemek bir yana sorunun üzerine adeta benzin döküyor. Daha da kötüsü testosteron azaldıkça ruhsal sorunlar artmaya, ruhsal sorunlar arttıkça da testosteron üretimi baskılanmaya başlıyor. Neticede “tavuk-yumurta” hikayesi gibi bir durum ortaya çıkıyor.

Rakamlar ürkütücü
BANA göre –bu görüşümü birçok meslektaşım da paylaşıyor- kadınlar erkeklerden daha güzel yaşlanıyor! Bir meslektaşımın deyimiyle “kadınlar venüsten, erkekler marstan!” deyimi bu yaştan sonra geçerli asla değil. “Yaşı elliyi geçen erkeklerin çoğu marstan değil, henüz bilinmeyen gezegenlerden geliyor ve –maalesef- nereye gittiklerini onlar da pek bilmiyor” diyor ürolog meslektaşım. Elimdeki bazı notlara göre erkeklerle ilgili rakamlar gerçekten ürkütücü boyutlarda. Yaşı kırkı geçen erkeklerin;
-  % 43’ü kendini bitkin ve bunalmış buluyor.
-  % 54’ü “sık sık ve çoğu zaman yorgunum” diyor.
-  % 45’i sık sık ve çoğu zaman “sinirli” olduğunu söylüyor.
-  % 51’i kasvetli ve umutsuz duygular içinde olduğunu söylüyor.
-  % 51’inin uyku sorunu var.
-  % 40’ı cinsel sorunlardan yakınıyor.

Gaz pedalına yüklenmeyin
ELİMDE, Haşmet Babaoğlu’ndan aldığım eski bir not var. Haşmet bey diyor ki: “Bir dostum var; hayat kaçıyor, yakalamalıyım telaşına kapıldı, hayatını hırs dolu bir koşuşturmaya çevirdi. Böyle mutlu olacağını düşündü. Çok şey yakaladı, çok şey başardı ama her seferinde ‘istediğim bu değildi’ duysuna kapıldı. Hala koşturuyor. Doping olarak da antidepresan kullanıyor. Hayat onun için ‘planlar, projeler, yapılacaklar, sorumluluklar’ listesinden ibaret olup çıktı!”
Kaybedilen ‘iktidar’
Bu notu, yazacaklarımla yakından ilgili olduğu için sizinle yeniden paylaşma ihtiyacı duydum. Paylaşma ihtiyacı duydum, çünkü, Haşmet bey’in dostu da muhtemelen 50’li yaşlara merhaba diyen ve içine düştüğü “heves kaybı/gönül yorgunluğu” durumundan kurtuluşu para, pul, mal, mülk, güç, statüde, kısacası “sahip olmakta” arayan, aslında çoktan kaybettiği iktidarı da antidepresan haplarla yeniden kazanmaya çalışan orta yaşlı şehir erkeklerinden biri olmalı diye düşündüm.

Bu belirtilere DİKKAT EDİN!
BİR başka araştırmada depresyona götürebilen testosteron belirtileri şöyle sıralanmış:
-  Kuşkuculuk ve şüphecilik dozunda yükselme.
-  Yeteri kadar takdir edilmediğini, önemsenmediğini, ciddiye alınmadığını, otorite kaybına uğradığını düşünme.
-  Eleştirilere tahammülsüzlük durumunda belirginleşme.
-  Hırçın, gergin, uyumsuz, kararsız ve değişken bir kişilik profili sergileme.
-  Daha negatif, daha olumsuz ve daha sık eleştiren biri haline gelme.
-  Endişe ve kaygı düzeyinde artma.
-  Odaklanma güçlüğü.
-  Cinsel isteksizlik hali.
-  Göbeklenme.

Ne yapmalı?
ORTA yaş sonrasında erkeklerde de kadında da bedensel ve ruhsal bazı değişimler olur ve bunlar normalde doğaldır ve ölçülü düzeydedir.
Bu değişimler az da olsa fiziksel çöküntü ve zayıflıklara, cinsel güç kaybına, ruhsal gelgitlere yol açar. Geçmişle ilgili sorgulamalar ve gelecekle ilgili kaygılar en çok bu yaşlarda başlar. Bunu bilmek ve anlamak, eğer varsa hormonal eksiklikleri yerine koymak, psikolojik destek-yardım almak hem kendinizi hem de eşinizi ya da hayat arkadaşınızı anlamanızı kolaylaştırır. Nedenleri iyi anlamazsanız evliliğinizde de, iş ve sosyal hayatınızda da kavgalar, küsmeler, kopmalar başlar.
Kadın ve erkeklerin olgunluk ve verimliliklerinin en üst noktasına ulaştıkları, eski sivrilik ve fazlalıklardan uzaklaşıp birbirinin “tıpatıpı” oldukları, birbirlerine en çok ihtiyaç duyup, hayatlarından, daha çok tat, huzur ve keyif alacakları böyle bir dönemde ortaya çıkabilecek itişip kakışmaları, kırıp dökmeleri önlemenin yolu biraz da beden ve ruhtaki orta yaşlar değişimlerini anlayışla karşılayıp hoş görmekten geçiyor. Sorunlar buna rağmen de devam ediyorsa bir ruh sağlığı hekimi ve/veya üroandroloji uzmanı ile görüşmek gerekiyor.


http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/19235743.asp?yazarid=95

20110923

* Erkeklere neler oluyor / Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU


Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU

Erkeklere neler oluyor

Yorgunluk, halsizlik, isteksizlik, odaklanma güçlüğü veya unutkanlık gibi rahatsızlıklarınız var mı? Sevdiklerinizi istemeden kırıyor, uyku bozukluğu mu yaşıyorsunuz... Sizin depresyon sandığınız sakın testosteron hormonlarınızın azalması olmasın?

Birkaç hafta önce 50’nci yaşgününü kutlayan hastamın anlattıklarını sizinle paylaşıp, konuya daha sonra gireceğim. Hastamın son iki yıldır kilosu giderek artmış, bel çevresi neredeyse 110 santimi aşmıştı. Son altı ayda zirve noktasına ulaşan yorgunluk, halsizlik, isteksizlik, odaklanma güçlüğü ve unutkanlıktan yakınıyordu. Altı aydır daha alıngan, ürkek ve sinirli biri olduğunu farketmeye başlamıştı. Anlamsız öfke atakları yaşıyor, eşi, çocukları ve arkadaşlarını istemeden kırıyor, üzüyordu. Son zamanlarda sabahları yorgun uyandığını, işe bile gitmek istemediğini fark etmişti. Zaten işe gittiği günlerde de odasına kapanıyor, gazete, dergi, televizyon derken, günü tamamlıyordu.
Yorgunluk şikâyetiyle müracaat ettiği doktor, yaptığı sağlık taramaları tamamlandığında, “Hiçbir şeyin yok, bomba gibisin, bunlar geçici şeyler, ye, iç, keyfine bak, ciddiye alma!” demiş, birkaç vitamin verip evine yollamıştı! Hastamın anlattıklarının kısa özeti bu.
Ona, hormonlarının ölçülüp ölçülmediğini sordum. Maalesef bakılmamıştı. Yaptırması gereken hormonal analizleri (total ve serbest testosteron, TSH, LH, FSH, prolaktin...) bir kâğıda yazıp sonuçlarıyla birlikte beni tekrar aramasını istedim.
Birkaç gün sonra test sonuçları geldi. TSH’sı normal, testosteron seviyeleriyse çok düşmüş, adeta dibe vurmuştu. Total testosteronu 2 ng/ml (normali 3-10 ng/ml), serbest testosteronu 4 pg/ml (normali 9-47 pg/ml) idi. Sorununun, testosteron düşüklüğü olduğunu düşünerek üroloji uzmanı bir meslektaşıma gönderdim. Çünkü uzmanlık gerektiren daha ileri incelemelere hatta belki de psikolojik değerlendirmelere ihtiyacı vardı.

60’LI YAŞLARDAN 40’LI YAŞLARA İNDİ
Testosteron eksikliği ve buna bağlı cinsel isteksizlik, enerji azalması, kas kuvvetsizliği, hayattan zevk almama hali, yorgunluk, mutsuzluk, karamsarlık, uyku eğilimi, iş ve sosyal performansta düşme hatta depresyon eğilimi son yıllarda erkekler arasında hızla yaygınlaşan bir sorun. Bunlar 60’lı yaşlar sonrasında bile seyrek görülen sorunlar olması gerekirken 50’li, hatta 40’lı, 30’lu yaşlarda bile sıkça görülmeye başlandı.
Kısacası durum ciddi! Çünkü giderek yaygınlaşıyor. Testosteron hormonunun azalması problemi yavaş, sessiz ve derinden ilerleyen bir süreç. Biraz da bu nedenle olsa gerek erken dönemde pek fark edilmiyor. Yaşanan problemler doğal yaşlanmanın neticesi zannediliyor.
Testosteron düşüklüğünün pek çok belirtisi var. Yukarıda anlattığım beyefendi bu sorunların çoğunu zaten yaşamış, diğerlerini ilerdeki satırlarda okuyacaksınız. Testosteron azaldığında, en önemli sorun, ‘cinsel isteksizlik ve güçsüzlük’ oluyor. Çoğu erkek cinsel yaşamını neredeyse ‘Ayda 1-2’ ile sürdürmek zorunda kalıyor.

DİĞER BELİRTİLERİ NELER

Erkeklerdeki bu gelişmeleri özellikle konunun uzmanı olan ürologlar endişeyle izliyor. Düşük testosteron sendromu olarak tanımlanan bu durumu açık seçik, her zaman, herkesle rahat rahat konuşamadıkları için tedirginlikleri daha da artıyor. Çünkü bu ciddi testosteron azalmasının sonuçları sadece cinsel isteksizlikle sınırlı değil. Sorunun başka işaretleri, yarattığı başka problemler de var. Bu sorun, erkeklerde kilo alma, zor kilo verme, kısacası kiloyu yönetme problemlerine de yol açıyor. Göbeklenme ve testosteron simidi diye tanımlanan bel çevresi yağlanması kaçınılmaz bir süreç haline geliyor.
Dahası var: Bu erkeklerde bir süre sonra klinik depresyon, bu değilse bile kaygı hali, isteksizlik, halsizlik, yorgunluk, işte güçten elini ayağını çekme, sosyal ilişkilerini sınırlama gibi sorunlar başlıyor. Sık görülen odaklanma bozukluğu ve unutkanlık da bu işin bir parçası olabiliyor.
İsterseniz sorunun diğer işaretleri de sıralayalım: Uykusuzluk, uyku bölünmeleri ya da tam tersine uyku eğilimi sık görülüyor. Bu erkeklerin sinir sistemi ayarları da değişiyor. Daha öfkeli, daha kolay parlayan, daha alıngan, sık kavga eden, çekingen, kabuğuna çekilmeye eğilimli, yani erkeği erkek yapan ‘güç üreticisi biri olmak’ durumundan çıkan yeni bir erkek profili devreye giriyor.

Spermde de sorunlar var
Erkeklerde ortaya çıkan olumsuz değişimler sadece testosteron kaybıyla da sınırlı değil. Erkeklerin sperm üretiminde de ciddi problemler var. Bunlar, hem sayısal hem de yapısal problemler... Üroloji uzmanlarına göre erkeklerin sperm sayılarında son yıllarda ciddi bir azalma meydana geldi. Ayrıca spermlerin kalitesi de bozulmaya başladı. Bu iki gelişmenin ortak sonucu da üreme yeteneğinin azalması olarak çıkıyor karşımıza. Üroloji uzmanları bu gelişmeleri endişeyle izlediklerini söylüyorlar.

Laptoplara dikkat

Spermleri üreten yumurtalıklar ısınmaya karşı aşırı hassas organlar. Zaten, bu nedenle vücudun dışına yerleştirilmiş oldukları düşünülüyor. Çevresel ısınma da yumurtalıklardaki sperm üretimini ciddi bir şekilde ve de olumsuz yönde etkiliyor. Normalde yumurtalıkların beden ısısından 1-1.5 derece daha düşük ortamda görev yapmaları verimliliklerini artırıyor. Dış ortam veya kasık bölgesinde ısının artması, fonksiyonlarını olumsuz yönde etkiliyor. Giyinme tarzımızın değişmesi (dar iç çamaşırları) ve çevresel ısınmanın artması yumurtalıklarda da aşırı ısınmaya yol açıyor. Önemli bir tehlike kaynağı da kucak tipi bilgisayarlar, yani laptoplar! Bunlar da kasık bölgesinde ve yumurtalıklarda aşırı ısınmaya, sperm üretimi ve kalitesinde bozulmaya yol açıyor.

Bunlar da önemli
Tek sorun, çevresel ısınma felaketi değil. Alkol, sigara içme alışkanlığı ve beslenme yanlışları da çok önemli problemler. Fastfood ya da yağlı besinleri sık ve fazla tüketenlerde, şeker kullanımı yüksek olanlarda, aşırı kilolularda, özellikle insülin direnci düzeyinde kilo sorunu yaşayanlarda, sık sık diyet yapıp kilo alıp verenlerde, stresini yönetmekte zorlananlarda bu tür değişiklikler daha kolay ve daha sık görülüyor. Kısacası sorunun birçok sebebi var ve bir an önce çözülmesi şart. Yoksa erkeklerin işi giderek zorlaşacak. 
HURRIYET

20100921

* Prostat kanseri - Bu hastalık erkekleri utandırıyor

Bu hastalık erkekleri utandırıyor

Türkiye'de erkeklerde görülen kanserler arasında ikinci sırada yer almasının nedeni prostat muayenesinden utanılması...
Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Üroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ziya Kırkalı, Türk erkeklerinin muayeneden çekinmesi nedeniyle prostat kanserinin teşhisinde geç kalınabildiğini belirterek, “Kocasını seven kadın, 40 yaşını geçen eşini prostat muayenesine yönlendirmeli” dedi.
Prof. Dr. Kırkalı, erkeklerde sıklıkla görülen prostat hastalıklarının, genç yaşlarda iltihaplanma, ileri yaşlarda ise büyüme ve kanser biçiminde kendini gösterdiğini söyledi.
Prostat hastalıklarının Türkiye'deki öneminin, toplumun yaşlanmasına bağlı olarak her geçen gün arttığına işaret eden Prof. Dr. Kırkalı, “Hayat standardı ve yaşam kalitesi arttıkça toplum da yaşlanıyor. Dolayısıyla prostat kanserinin görülmesi, Türkiye'de artmaya başladı. Bu konuda Türkiye'nin şansı, insanların Akdeniz diyeti tipi beslenme alışkanlığına sahip olması. Ancak fast-food tarzı beslenmenin yaygınlaşması önemli bir sorun” diye konuştu.

Gelişmiş batı ülkelerinde, her 6 erkekten birinde prostat kanseri görüldüğünü, erkeklerin tamamına yakınında ise yaşlanmaya bağlı iyi huylu büyümeye ait şikayetler meydana geldiğini dile getiren Prof. Dr. Kırkalı, şöyle konuştu:

“En çok korktuğumuz hastalık prostat kanseri, çünkü kanser herhangi bir şikayet vermiyor. Şikayet görüldüğü zaman da genellikle yayılmış ya da tedavi sınırlarını aşmış konuma gelmiş oluyor. Prostat Spesifik Antijen (PSA) testi ve elle muayene ile tanı konulur. Şikayeti olsun olmasın, her erkeğin 40 yaşından sonra mutlaka kontrole girmesi gerekiyor. Ailesinde prostat kanseri olan erkekler, kontrole erken başlamalı. Hastalık erken yakalandığı zaman yüzde 100'e yakın tedavi edilebiliyor. Prostat kanseri, Türkiye'de giderek artmasına karşın, ülke geneline ilişkin rakamlar henüz çok sağlıklı değil.”
“ERKEKLERİN DOKTORDAN KAÇMASI”
Prof. Dr. Kırkalı, prostat kanserinin, Türkiye'de erkeklerde görülen kanserler arasında ikinci sırada yer aldığını belirterek, Türk erkeklerinin prostat muayenesinden uzak durduklarını ifade etti.
Prof. Dr. Kırkalı, “Erkeklerin tanıdan ve doktordan kaçması, Türkiye'de çok ağır ve belirgin. Hastalığın tanısı, parmakla makattan muayene ile konuluyor. Kadınlar jinekoloğa çok yoğun gidiyor, düzenli kontrol yaptırıyorlar, ama erkekler maalesef bundan kaçıyor” dedi.
Bu konuda toplumu bilinçlendirmek amacıyla yaptıkları çalışmalarda ağırlıkla kadınlara seslendiklerini ifade eden Prof. Dr. Kırkalı, kocasını seven kadınların, 40 yaşını geçen eşini mutlaka muayeneye yönlendirmesi gerektiğini kaydetti.
Prof. Dr. Kırkalı, dünyanın gelişmiş veya gelişmemiş bütün ülkelerinde kadın ömrünün, erkek ömrüne göre daha uzun olduğuna işaret ederek, “Çünkü yapılan araştırmalara göre, kadınlar doktora daha sık gidiyor, daha çok muayene oluyor. Aynı olanaklar, eşit koşullarda herkese sunulmasına karşın, erkek muayeneden ve kontrolden kaçıyor” diye konuştu.
Prof. Dr. Kırkalı, hastalıkların, sadece cinsiyet ayrımından değil, kişilerin duyarsızlığından da ilerlediğini vurguladı.
“SORUNLARINI KONUŞAMIYORLAR”
Kanser hastaları arasındaki iletişimin önem taşıdığını kaydeden Prof. Dr. Kırkalı, meme kanseri hastalarının bir araya gelerek sorunlarını ve deneyimlerini paylaşmaları amacıyla hayata geçirilmiş aktif gruplardan Avrupa Meme Kanseri Koalisyonu (Europa Donna) örneğinden yola çıkılarak, 2002 yılında Avrupa Prostat Kanseri Koalisyonu'nun (Europa Uomo) hayata geçirildiğini hatırlattı.
Benzer destek gruplarının, ABD ve Avrupa ülkelerinde yaygın olarak faaliyet gösterdiğini belirten Prof. Dr. Kırkalı, Europa Uomo'nun benzerini Türkiye'de kurmak istediklerini, ancak Türk erkeklerinin prostat kanserini paylaşmak ve gündeme getirmek istemediklerini vurguladı.
Prof. Dr. Kırkalı, erkeklerin sessiz kalmak istemelerinin altında çeşitli nedenler yattığını ifade ederek, şöyle devam etti:
“Erkekler için cinsel konular halen çok mahrem, konuşulması ve paylaşılması istenmeyen konular. Ayrıca prostat kanserlerinde yapılan ameliyatların yan etkileri arasında sertleşmeyle ilgili sorunlar bulunuyor ve çoğu insan bunu dile getirmek istemiyor. Halbuki bugün sinir koruyucu tekniklerle ameliyattan sonra cinsel fonksiyonların da korunabilmesi mümkün. Ancak Türk erkeği bundan korkuyor, kaçıyor. Bu durum Türkiye'ye özgü, çünkü batı toplumlarında prostat kanseri tedavisi olan insanlar bir araya geliyor, destek grupları oluşturuyorlar.”
Prostat ameliyatlarının ardından bazı hastalarda idrar kaçırmanın da görülebildiğine dikkati çeken Prof. Dr. Kırkalı, “Az veya çok idrar kaçırmanın, abdest almayı ve namaz kılmayı engelleyeceğini düşünenler olabiliyor. Ama ibadeti yapabilmek için önce sağ olmak lazım. İyi huylu prostat büyümesinin farklı tedavi yöntemleri var. Hastaların idrar yapmaya ilişkin sıkıntıları aşılabilir” şeklinde konuştu. 


http://fanatik.ekolay.net/Bu-hastalik-erkekleri-utandiriyor_3_Detail_405_195251.htm#

20100512

* Erkekler için alarm: Kısırlık

Erkekler için alarm

Bilim dünyası erkekler için alarmda... En büyük neden stres ve çevre kirliliği...

İstanbul-

Son zamanlarda bilim adamları kendi deyimleriyle ‘küresel ısınma kadar ciddi’ olan bir konuyu tartışıyor. Tartışma konusu erkek neslinin geleceği.

Araştırmalara göre 1950’lerde erkekteki sperm sayısı 250 milyonken çevre kirliliği, stres ve tarımda kullanılan hormonlar nedeniyle 20 milyona düştü.

Üstelik yapılan araştırmalar 18-25 yaşları arasındaki her 5 erkekten birinin spermlerinin sağlıklı olmadığı hatta bu durumun kısırlığa gittiğini gösteriyor.

Kısırlık artıyor

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre dünya genelindeki çiftlerin yüzde 40’ı kısırlık tedavisi görüyor. Bunların yanı sıra DNA’larda erkek cinsiyetini belirleyen ‘y kromozomu’ da gittikçe küçülüyor.

Danimarka’daki Kopenhag Üniversitesi Profesörü Niels Skakkebaek “Tüm bu veriler erkek neslinin tükenmeye doğru yol aldığını gösteriyor. Böyle giderse birkaç nesil sonra dünyada erkek kalmayacak” dedi.

Cumhuriyet