Showing posts with label kadın. Show all posts
Showing posts with label kadın. Show all posts

20110420

* Hamilelikte beslenme bebeğin DNA'sını değiştiriyor

Hamilelikte beslenme bebeğin DNA'sını değiştiriyor

Son güncelleme: 19 NİSAN 2011 - TSİ 14:33

Anne karnında bir bebek
İngiltere'de yapılan bir araştırmaya göre, anne adaylarının hamilelik sırasında beslenme şekli, bebeklerinin DNA'sında değişiklikler yaratarak obezite riskini artırabiliyor.
Southampton Üniversitesi'nden uzmanların Diabetes (Diyabet) dergisinde yayınlanacak olan çalışmasına göre düşük düzeyde karbonhidrat tüketmek, bebeğin genlerinde bazı unsurların değişmesine yol açıyor.
Bu değişikliklerin görüldüğü bebekler, yaşamlarının ileriki aşamalarda daha çok kilo alıyor.
Yani anne düşük karbonhidratlı biar beslenmeye geçerse, çocuğunun kilo alma riskini artırıyor.
İngiliz Kalp Vakfı, bu nedenle kadınların beslenme ve yaşam tarzları konusunda daha çok bilinçlendirilmesini istiyor.

Bebek DNA'sını çevreye göre programlıyor

Uzmanların teorisine göre, anne karnında gelişimini sürdüren bebek, dünyaya geldiğinde karşılaşacağı ortama hazırlıklı olmaya çalışıyor ve DNA'sında buna göre değişiklikler oluyor.
Yani karbonhidratı az bir ortamda gelişen bebek, yeterli besin olmadığı varsayımıyla vücudunu depolamaya programlıyor.
Daha önce hayvanlarda yapılan çalışmalarda da beslenmenin gen işlevlerinde değişiklik yaratabildiği belirlenmişti. Buna, epigenetik değişim deniyor.
Bu alana eğilen uzmanlar çevre ile genlerin nasıl bir etkileşim içinde olduğunu anlamaya çalışıyor.
Söz konusu araştırmada, uzmanlar göbek bağından numuneler alarak 'epigenetik markörleri' inceledi.
Bu veriler hamileliklerinin başlarında şeker ve nişasta alımı az, düşük karbonhidratlı gıdalarla beslendiğinde, çocuklarda bu markörlerin geliştiğini belirledi.
Daha sonra da bu markörler ile aynı çocukların altı ve dokuz yaşında obez olma riski arasında ciddi bir bağ ortaya çıkarıldı.

Anahtar A vitamini

Uluslararası uzmanların katkıda bulunduğu çalışmaya liderlik eden Profesör Keith Godfrey, BBC'ye açıklamasında "Şaşırtıcı olan, bu verilerin altı ile dokuz yıl kadar sonra çocuklardaki şişmanlığın dörtte birini açıklaması" dedi.
Raporda genetik özelliklerin doğum kilosundan "çok daha büyük" etki yaptığı ve annenin zayıf ya da kilolu olmasıyla bir ilgisi bulunmadığı kaydediliyor.
Söz konusu değişiklikler A vitamini için reseptörler yaratan RXRA geninde görüldü. A vitamini, hücrelerin yağları nasıl işleyeceğini belirliyor.
Profesör Godfrey, "bu hem çok etkileyici hem de potansiyel önemi büyük bir araştırma" dedi.
"Hamile kadınlar beslenme konusunda tavsiyeler alıyor ancak bu konu, çoğu zaman sağlık personeli için öncelik olmayabiliyor."
"Bu araştırma ise bebeklerinin uzun vadeli sağlık durumunda etkili olduğu için annelerin beslenme tavsiyelerini dikkatle izlemesi gerektiğini gösteriyor."
İngiliz Kalp Vakfı'ndan Profesör Mark Hanson da araştırmanın epigenetik değişimlerin kısmen de olsa yaşamın ilk dönemleri ile daha sonraki hastalıklar arasında bağlantı oluşturduğuna ilişkin önemli kanıtlar sunduğunu söyledi.
Hanson bunun kadınların gelecek nesillerin sağlığını iyileştirebilmek için beslenme konusunda daha fazla desteğe ihtiyacı olduğunu gösterdiği görüşünde.

http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/04/110419_diet_dna.shtml


20110327

* Kadınlara özel besinler

17 Ocak 2011, Pazartesi
 
Diyetisyen Özlem Sert Aydın

Kadınlara özel besinler

http://www.mersinhaber.com/HaberResim/1YVT4PJ649692691.jpg

Sağlıklı beslenmenin ilk altın kuralı ihtiyacınız ölçüsünde bütün besin gruplarından tüketmektir. Fakat biz kadınların bazı yiyeceklere daha fazla önem vermemiz de gerekmekte. Yapılan araştırmalar osteoporoz, meme ve rahim kanseri, kalp hastalıklarından korunmada ve menopoz sıkıntılarının azaltılmasında bazı besinlerin etkili olduğu yönünde.
Beslenmenizde illaki tüketmeniz gereken 9 besin;

Nohut
İçeriğindeki fitoöstrojen sayesinde bayanlarda östrojen hormonunu dengeler, menopoz döneminin daha rahat atlatılmasını sağlar. Lif oranının yüksek olmasından dolayı kabızlığa karşı etkilidir ve damar tıkanıklığını giderir. Yapılan çalışmalar meme kanserine karşı koruyucu etkisi bulunduğunu belirtmektedir.

Domates
Günlük beslenmemizde salata, sebze yemekleri içerisinde illaki tükettiğimiz domates likopenden zengin bir sebze. Likopen meme ve rahim kanseri olmak üzere birçok kanser türüne ve kalp hastalıklarına karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır. Likopenin etkisini artırmak için domatesi pişirmek ve biraz sıvı yağ ilave etmek de önemli bir unsur.

Keten tohumu
Keten tohumu 3 önemli besin öğesinden zengindir; omega-3 yağ asidi, posa ve lignan. Lignanlar hastalıklara karşı koruyucu özelliği olan yararlı bileşiklerdir. Yapılan araştırmalara göre günde tüketilen 40g. toz keten tohumu menopoz sıkıntılarının azaltılmasında , iyi kolesterol seviyesinin yükselmesinde yine bayanlarda sıkça görülen kabızlığın giderilmesinde ve meme kanserini önlemede faydalı olmaktadır. Günde 1-2 yemek kaşığı toz keten tohumu tüketilmesi yeterlidir. Sebze yemeklerine, salataya, çorbaya ilave ederek daha rahat yemek mümkün.
http://saglik.objektifbakis.com/upload/resimler/haber/besin.JPG
Hamsi veya somon
Omega-3 yağ asidi herkesin tüketmesi gereken bir yağ asidi ama bayanların daha fazla önem vermesi gerekmekte. Hamilelik döneminde bebeğin sinir gelişimi ve beyin gelişimi için çok önemli bir yağ asidi. Emziklilik döneminde sütün kalitesini artırmakta ve annenin lohusa sendromundan kurtulmasına yardımcı olmakta. Menstürasyon sorunlarını hafifletmekte ve regl yi düzenlemektedir. Menopoz döneminde östrojen salınımını artırmakta ve kemik sağlığını güçlendirmektedir. Haftada 2 kez 1 porsiyon tüketmeye özen gösterin.

Ispanak
Ispanak demir, iyot, kalsiyum, folik asit, klorofil, lutein, zeaxanthin, A, C, ve K vitaminlerinden zengindir. Folik asit hamilelerde bebeğin spina bifida denilen hastalıktan korunmasını sağlar ve ileri yaşlarda görülen alzheimer riskini azaltır. Ispanak yaşa bağlı görme fonksiyonlarındaki azalmayı önler, karaciğer ve mide kanserlerine karşı koruyucudur, menopoz döneminde kemik sağlığının korunması için önemlidir ve yine özellikle bu dönemde görülen ödem sorunlarının da hafifletilmesinde yardımcıdır. Kan dolaşımını hızlandırdığından bayanlarda varis oluşumunu azaltır.

Böğürtlen
Kadınlarda üriner sistem enfeksiyonlarına karşı etkili olduğu bilinen böğürtlen içeriğindeki hippurik asit sayesinde hastalık yapan bakterileri yok edici özelliğe sahiptir. Proantosiyanin ve flavonoidler sayesinde güçlü bir antioksidanttır.

Yoğurt ve Kefir
Sindirim sisteminin sağlıklı çalışmasına yardımcı etkisi bulunmaktadır, mide rahatsızlıklarını önler . Zararlı bakterilerin üremesini durdurarak bağırsakların düzenli olarak çalışmasını sağlar. Kolon kanserine karşı koruyucu etkisi vardır. Kolesterol miktarının azalmasına yardımcı olur.

Karnabahar
Karnabahar içeriğindeki ferulik asit sayesinde meme kanserine karşı koruyucu etki göstermektedir ayrıca düzenli tüketimiyle bakteri ve virüslere karşı vücudu koruyucu ve ağır metalleri de vücuttan temizleyici özelliği bulunmaktadır. Regl sırasında veya menopoz döneminde de ödem atıcı özelliği bulunmakta. Mümkün olduğu kadar etrafındaki yeşil yapraklarıyla birlikte pişirin.

Ceviz
Günde 10 adet tüketilen ceviz osteoporoz riskini azaltmakta ve meme kanserine karşı koruyucu rol oynamaktadır. İçeriğindeki fitosterol ve omega-3 yağ asidinin kanser tümör gelişimini yavaşlattığı bilinmektedir.

Dyt.Özlem Sert Aydın

http://www.e-annebebek.com/wp-content/uploads/2010/08/emziren-kad%C4%B1n-beslenme.jpg

* Menopozda diş kemikleri de eriyor

http://www.kozmodermo.com/images/cinsiyetegorecilt/menapoz.jpgMenopozda diş kemikleri de eriyor
Kemik erimesi riskinin arttığı menopoz döneminde dişler de tehlike altında. Zira dişi çevreleyen kemiklerde de erime meydana geliyor.

İstanbul- Menopoz, kadınlar için biyolojik ve psikolojik olarak birçok değişimin yaşandığı zorlu bir dönem. Ağız ve diş sağlığı da menopoz döneminde en az psikoloji kadar etkileniyor. Diş Hekimi Protez Uzmanı Dr. Çağdaş Kışlaoğlu, ağız ve diş sağlığının sürekliliğini sağlamak için yeterli bakımın şart olduğunu belirtti ve menopoz döneminde ağız-diş sağlığıyla ilgili şu bilgileri verdi:

Kadınlarda ağız-diş sağlığının menopoz, hamilelik, bebek emzirme ve regl dönemlerinde farklılıklar gösterdiğine dikkat çeken Dr. Kışlaoğlu, menopozda yaşanan psikolojik sorunlar nedeniyle uzunca bir süre profesyonel ağız bakımına ara verilmesinin, ağız sağlığı sorunlarının büyümesine neden olabileceğini vurguladı. Yaşa bağlı ve cerrahi işlem sonrası gelişen menopozla kadınlarda aşırı terleme, ciltte gerginlik, sıkıntı, saç dökülmesi, osteoporoz ve kalp damar hastalıkları riskinde artış gibi sorunların ortaya çıktığını belirten Kışlaoğlu, bu süreçte en çok ihmal edilen konunun ağız bölgesindeki sorunlar olduğunu söyledi.


Ağız içinde değişiklikler oluyor

Menopoz döneminde tat değişiklikleri, ağızda yanma hissi, tükürük akışında azalmaya bağlı ağız kuruluğu, sıcak veya soğuk yiyeceklere karşı aşırı hassasiyet ve en önemlisi çene kemiğinde ve dişi çevreleyen kemikte erimenin en belirgin değişiklikler olduğunu belirten Kışlaoğlu, menopoz döneminde diş bakımına özen gösterilmesi gerektiğini aktardı.
http://www.trendus.com/images/news/orjinal/menopoz-doneminde-dis-sagligi_11032011112106.jpg 
Bol süt için, şekerli gıdalardan kaçının

Günde 2 kez dişlerin düzenli fırçalanmasını ve aylık periyotlar halinde rutin diş hekimi kontrollerine gidilmesini öneren Kışlaoğlu, bu dönemde süt ve süt ürünleri tüketmenin ve şekerli gıdalardan kaçınmanın diş sağlığı açısından doğru olacağını sözlerine ekledi.


Cumhuriyet Haber Portalı

20101015

* Eklemlerde ağrı ve şişliğe dikkat

Eklemlerde ağrı ve şişliğe dikkat

Eklemlerde ağrı ve şişliğe dikkat

Eklemlerde ağrı ve şişlikle kendini gösteren romatoid artrit hastalığı daha çok kadınları etkiliyor ve tedavi edilmezse bir ömür sürebiliyor.

Eklemlerde ağrı ve şişlikle kendini gösteren ve daha çok kadınları etkileyen romatoid artritin erken teşhis edilmesi halinde hastalığın ilerlemesinin durdurulabildiği belirtildi.

Antalya'da düzenlenen 11. Ulusal Romatoloji Kongresinde, hastaların yaşam kalitesini son derece olumsuz etkileyen romatoid artrit ile ilgili gelişmeler değerlendirildi.

Düzenlenen basın toplantısında konuşan İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vedat Hamuryudan, romatoid artritle ilgili bilgi verirken hastalığın daha çok kadınlarda görüldüğünü belirtti.

Romatoid artritin iltihaplı romatizmal bir hastalık olduğunu, daha çok eklemleri tuttuğunu ifade eden Prof. Dr. Hamuryudan, “Bu hastalık geldi mi gitmez ve bir ömür boyu sürer. İş gücü kaybı ve sakatlığa yol açar. Türkiye'de binde 36 gibi bir oranda görülüyor. Daha çok 30-50 yaş arasındaki kişileri etkiliyor. Hastalarda yaşam beklentisi 3-18 yıl arasında azalıyor. Hastaların yüzde 50'si 10 yılda çalışamaz hale geliyor” dedi.

Hastalığın eklemlerde ağrı ve şişliğin yanı sıra yorgunluk, özellikle sabahları eklemlerde hareketsizlik ile kendini gösterdiğini vurgulayan Prof. Dr. Hamuryudan, “Hastalığı erken dönemde yakalamak çok önemli. Uygun tedavi ile hastalığın belirti ve bulguları düzelir, eklem harabiyeti yavaşlar ve yaşam kalitesi artar” diye konuştu.

Diğer konuşmacılar

Berlin Humboldt Charite Üniversitesi Hastanesi Romatoloji ve Klinik İmmünoloji Bölüm Direktörü Prof. Dr. Gerd Burmester de tedavi edilmediği takdirde hastaların yüzde 50'sinin zamanla iş görmez hale geldiğini belirterek, iyi bir tedavi uygulanması durumunda riskin en aza indirileceğini söyledi.

Romatoid artritin zor ve pahalı bir hastalık olduğunu ifade eden Burmester, “Hasta zamanla giyinemez, kapıyı bile açamaz hale gelebilir. Bu hastalık tüm yaşam boyu sürer, kroniktir” dedi.

Yapılan bir çalışmaya göre, 30'lu yaşların sonunda başlayan hastalığın tanısının ancak üç sene sonra konulabildiğini belirten Burmester, “Hastaların bir kısmı tedaviye rağmen ağrı çekiyor. Hastalık, hastaların yaşamını kontrol altına alıyor” diye konuştu.

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı ve Romatoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hasan Yazıcı da romatoid artritin tüm dünyada 0,5 oranında görüldüğünü, bunun ıstırap veren, hatta ölüme yol açabilen bir hastalık olduğunu söyledi.

Yazıcı, Türkiye'deki romatolog sayısının yetersizliğine de değinirken, bazı fakültelerde bu bilim dalının gelişmesi için yeterli çabanın gösterilmediği eleştirisini dile getirdi.

Soruları yanıtladılar

Basın toplantısına katılan uzmanlar daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtladılar.
Prof. Dr. Burmester, romatoid artritin tanısının neden üç yıl sürdüğü yönündeki soru üzerine, hastalık belirtilerinin başlarda az olması nedeniyle hastaların çoğunun doktora gitmediğini, 'kendi kendine geçer' diye düşündüğünü, hastalığa ilk döneminde tanı koymanın bu nedenle zorlaştığını söyledi.

Hastaların genellikle hastalığı bilmediği için pratisyen hekimlere başvurduğunu, bu hekimlerin de hastalıkla ilgili yeterli bilgisi olmadığı için tanı koyamadığını anlatan Prof. Dr. Burmester, hastaların bazı ülkelerde romatologlara ulaşabilmelerinin zaman aldığını, hastalığın da bu dönemde ilerlediğini belirtti. Burmester, bu nedenle romatoid artritle ilgili kamuoyunun bilgilendirilmesinin son derece önem taşıdığını söyledi.

Bir başka soru üzerine Burmester, hastalığın enfeksiyonlarla ilişkili olduğunu ortaya koyan henüz bir bulgu olmadığını, ancak bu konuda araştırmaların devam etmesi gerektiğini kaydetti.
Hiç romatolog bulunmayan illerimiz var

Prof. Dr. Hamuryudan, hastalığın erken tanısı için dikkat edilmesi gereken unsurlarla ilgili bir soru üzerine, erken teşhis için kanda bazı etkenlerin arandığını, şişlik ve ağrı oluştuğunda ise hastalığın çoktan ortaya çıktığını kaydetti. İlaç tedavisi için hastalığın belirti vermesinin beklendiğini vurgulayan Prof. Dr. Hamuryudan, “Romatoid artrite benzeyen ya da bunu taklit eden hastalıklar var. Bu nedenle hastalığın kesin teşhisi için üç ay bekleniyor, üç ay içinde geçmezse tedaviye başlanıyor, ancak tedavisi için üç ayın geçirilmemesi lazım” uyarısını dile getirdi.

Prof. Dr. Hamuryudan, Türkiye'de romatolog sayısının yetersizliğine de işaret ederek, “Ülkemizde 200 civarında romatolog bulunuyor. Bunların dağılımı da iyi değil. Hiç romatolog bulunmayan illerimiz var. Bu nedenle hastaların romatologa ulaşması zaman alıyor” ifadesini kullandı.

Vedat Hamuryudan, romatoid artritin sedef hastalığı ile ilişkisinin sorulması üzerine de, sedef hastalarında sıklıkla iltihaplı romatizma görüldüğünü, ancak sedef artritinde romatoid artritindeki gibi kanda antikorların görülemediğini bildirdi.

Prof. Dr. Hamuryudan bir başka soru üzerine, hastalığın kadınlarda daha sık görülmesinin nedenleri ile ilgili bir bulguya sahip olmadıklarını, ancak hamilelik döneminde romatoid artritin şiddetinin azaldığını, emzirme döneminde ise hastalığın nüksettiğini söyledi. Hamuryudan, doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda da hastalığın az da olsa şiddetinin azaldığını ifade etti.

20100606

* Her beş kadından biri sigara içiyor

Her beş kadından biri sigara içiyor

Türkiye'de kadınlar arasında sigara kullanımı her geçen gün artıyor. Tiryakilikte erkekleri aratmayan kadınlar, erken doğum, düşük riskine rağmen sigarayı bırakmaya yanaşmıyor
sigara
Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Celal Karlıkaya'dan ürküten tablo... Prof. Dr. Karlıkaya, 'Ülkemizde her 5 kadından birisi sigara içiyor' dedi. Özellikle büyük şehirlerde sigara tüketiminin hızla arttığını belirten Karlıkaya şöyle konuştu: Sigara şirketlerinin hedeflerinde kadınlarımız ve çocuklarımız  var. Ülkemizde çok uluslu sigara şirketlerince son 20 yılda yapılan yoğun kampanyalar, özellikle büyük şehirlerde yaşayan kadınlar arasında sigara tüketimini hızla artırdı. Tütün şirketleri bağımlılık yaptığını ve öldürdüğünü bildikleri bir ürünü bilerek ve isteyerek, sinsice pazarlamakta. Kadınlar sigara içtiklerinde sadece erkeklerdeki kanser, kalp ve akciğer hastalıkları gibi hastalıklara değil aynı zamanda kadına özel sağlık sorunlarına maruz kalıyorlar. Erken doğum ve düşük gibi.. Hangi anne bunları ister?
SOSYAL İÇİCİLİK Mİ?
'SİGARA tiryakisi değilim, sosyal içiciyim' diyen kadınlar dikkat! Yapılan araştırmalar, kendilerini 'sosyal içici' olarak tanımlayan kadınların, zamanla sigara tiryakisine dönüştüğünü gösteriyor. İstatistiklere göre özellikle, yirmili yaşlarda bu tür eğilimler çok daha yaygın. İngiliz 'The Sun' gazetesinde yer alan haberde şu bilgiler veriliyor: Kabullenmeniz gereken gerçek şu ki, kendinizi sosyal içici olarak tanımlamanız, sağlığınıza tiryakilerden daha az zarar verdiğinizin göstergesi değil. Sağlık örgütleri, yaptıkları araştırmalarda, haftada bir paketten daha az sigara tüketen insanlarla, günde bir paket ya da daha fazlasını tüketenlerin, sağlıklarına hemen hemen aynı oranda zarar verdiğini ortaya koyuyor.

http://www.aksam.com.tr/2010/06/07/haber/saglik/1332/her_bes_kadindan_biri_sigara_iciyor.html